Hindistan Sineması

deyince aklınıza ne geliyor? Egzotik bir ülke,filler ipekler hint fakirleri yogo…Hoolywood filmlerinden fırlayan İngilizceleri yuvarlak komik –kötü adamlar mı?

Bir gece yolculuğu oyununu oynuyordu bana. Düş ile gerçek arasında rüyanın derinliklerinde Bir meşhur diyar kalkutadadaydım..Adını bir kahramanlık öyküsünden alan yerde. Grevcilerin ve militanların kadınların ve şairlerin kalkutası , İngilizleri kovmak isteyen savaşçı kalkuta ,ünlü bağımsızlık savaşçısı benerci’nin kenti. Gandi’nin önlemeye çalıştığı katliamlara ve açlıklarla dolu kalkuta , isyanların ve hümanizmin kenti kalkuta. montparnasse aşığı ressamların cannes’ın kalkutası. Kübada’ki Pekinde’ki cezayirde ki vietnamda ki gelişmelerle sarsılan kalkuta. Kalkutanın pirinç tarlaları arasında Benercinin sesi kulağımda yankılanıyor. Ganj nehrine davet ediyor beni. Ve Delhi diyor…. Benerci Ganjın üstüne üçgen bir ayak yerleştiriyordu.Üstüne ise bir film makinesi kurup makaraları taktı. Ve uzaklar yakın oluverdi birden. Bir Tiyatro perdesine yansıtılan projektörden uzunca bir film seyretmeye başlamıştım. Bir an donup kalıyordum. Gördüklerim hiç bilmediklerimdi.Geçmişteydik çok gerideydik. AAA o da ne projektörden yansıyan yeri tanıyordum. Evet evet burası Türkiye.Kurtuluş savaşı devam ediyor. Hint Müslümanlarından gelen para ile Türkiye halkı yaralarını sarıyor. halkı İstanbul işgal altındayken İngilizlere protesto mektupları yolluyor. Türkiye Yunan ordusuna karşı zafer kazanınca Hindistanda kutlamalar yapılıyor. Paris ve Roma üzerinden Hint Müslümanlarının Türkiye’ye ilettiği altınlar İzmirli felaketzedelere dağıtılıyor. çok uzaktaydı Benerci’nin projektöründen yansıyanlara kadar. Ama şimdi O’nun hep çok yakınımızda olduğunu anlıyordum.Şimdi Asya’nın Bengal kaplanları gecenin içinde beni kendine doğru çekiyordu. Dünyada son hızla dengeler değişiyordu. Asya bu dengelerin içinde yükselen değer olma yolunda hızla ilerliyor.Bir milyarı aşan nüfusu ve geniş bir alana yayılmış toprakları ile batılı devletlerin dostluk kurmak için yarıştığı bir ülke haline geliyor. 2020 yılında dünyanın 3. ekonomik gücü olarak yükseleceği söyleniyor. asyanın tam ortasında yer alıyor. 1 miyarı aşan nüfusu altı farklı dini, onsekiz farklı dili ile bir kıtayı andırıyor.Dünyanın en yaşlı kültürlerini bağrında taşıyor en çeşitli ırklar burada. Sömürüyü en iyi bilenler onlar. İngiliz emperyalizmini yüzlerce yıl sırtlarında taşıdılar.İçlerinden Gandiyi Nehruyu çıkardılar.Bağlantısızlar hareketine öncü oldular. Verimli toprakları üstündeki gözleri hep hissetti. Benerci’nin sesinden dinliyordum tanrıça Şiva’nın memleketini. Susuyordu Benerci. Eliyle tiyatro perdesini işaret ediyordu. Tiyatro perdesinde seyrettiğim Sinemanın büyüsü şimdi daha da artmıştı. Mumbay’i dev perdede karşımdaydı. Mumbai sadece endüstrisinin bir kenti değil aynı zamanda Bollywood sineması adını verdiğimiz popüler Hint sinemasının da doğum yeriydi. Mumbaide hummalı bir çekimin içindeydim. Yönetmen motor diyordu anlamadığım bir dilde.Birden karşımda Raj Kapoor’u görüyordum. O ünlü Awara şarkısını söylüyordu.Evet o ünlü garibandı bu. Anasına ekmek çalan , mafyanın eline düşen o ünlü gariban, göz kamaştıran dekorun içinde , dans eden kadınların eşliğinde tam karşımda duruyordu. Dünyanın en büyük sektörü Bombay’daki Bollywood’un içinde bir masal kahramanı gibi ilerliyordum. Ve Hoolywood’tan çok başka bir yerde duran Hint Sinemasını tanımaya çalışıyordum. Bengal kaplanları 1990’lardan sonra dünyaya açılmıştı. işte tamda bu yıllarda sinemayı ve O’nun gücünü keşfetmişti.Artık dünya ’ı perdesinin büyüsü ile tanıyordu. Ancak Benerci beni uyarıyordu. ’da çok önceleri keşfedilmişti. Mahedeo Patvardhan diyordu Benerci. ’da ilk hareketli imajlar oluşturma çabası, 1892’de Mahadeo Patvardhan ve iki oğlu tarafından gösterilmişti. , ilk gösterimi yapan Asya ülkesiydi.Kardeşler 7 Temmuz 1896’da ilk kez Bombay, Watson’s Hotel’de film gösterimi gerçekleştirmişler Elle boyanmış ilk renkli film de yine Bombay’da Tivoli Tiyatro’sunda 1897’de gösterilmiş. Gece hızla ilerliyordu. Ganjın üstüne dizeler dökülüyordu. Şehir uzakta. Genç adam ayakta. Akıyor şehirden geçen nehir genç adamın ayakları dibinden. Genç adam piposunu çıkarıyor cebinden aranıyor kibriti. Bakıyor akar suya düşünüyor Heraklit’i, düşünüyor büyük hakîm Heraklit’i genç adam… Kim bilir belki böyle bir akşam, böyle bir akşam, Heraklit alnını yeşil gözlü zeytinliklerde akan suya eğdi ve dedi: «— Her şey değişip akmada, bu hâl beni hayran bırakmada..» Benercinin ağzından dökülen dizeler ’ı daha da gizemli kılıyordu. 1948’de bağımsızlığını kazandı. ABD bağımsızlığın ardından dünyanın en büyük sömürge bölgesinin bağımsızlığını kazanmasını bir başarı hikayesi olarak gördü. Fakat , hemen ardından Soğuk Savaş’ta dünyanın önde gelen daha sonra Bağlantısız olarak isimlendirilen tarafsız gücü rolünü üstlendi ve ABD bu durumdan hoşlanmadı. Birkaç yıl sonra, Eisenhower’ın Dışişleri Bakanı olan John Foster Dulles “tarafsızlığın ahlaksızlık olduğu” şeklindeki meşhur açıklamasını yaptı. Son İngiliz Genel valisi olan Lord Mountbatten, 14 Ağustos 1947’den itibaren ’ın bağımsız olduğunu; ancak ikiye bölündüğünü ilan etti. Bu duyurudan sonra iki toplumun liderleri arasında bölünme hattının geçeceği yer hakkında sonu gelmeyen tartışmalara başlandı. Bu konuda anlaşmaya varılması en zor olan yerler Bengal ve Pencap bölgeleri oldu Din kavgalarının en son trajedisi, bölünmeyi ve sonrasında gelen katliamları içine sindiremeyen bir Hindu fanatiğin 30 Ocak 1948’de Mahatma Gandi’yi öldürmesi olmuştu. Ardından 1990’lara kadar suikastlar sürdü. 1990′larda sineması pek çok ülkede olduğu gibi televizyon ile yarış etmek zorunda kalmış, ancak bu zor dönemin çıkışı hasılat rekorları kıran Yash Chopra’nın "Dilwale Dulhaniya Le Jayenge" (1995) ve Suraj Barjatya’nın "Hum Aapke Hain Kaun" (1994) filmleriyle gerçekleşmişti. Bunca değişik yüz bunca değişik hayat, renkli kültürler, farklı dinlere kucak açan Asya’nın büyük sırları vardı. Benerci esas kızı alıp yanımıza geliyordu.Esas kıza bizim insanlarımız da gülmeyi eğlenmeyi ve hüznü severler diyorum.Hindistanda seyircisi hala televizyon seyircisinden fazla… Gençlik derin hint kültüründen kopmuyor, doğunun büyülü ince kırılgan masalları ve kendine özgü romantizmi batının pop kültüründen daha cazip geliyordu. Esas kzı anlatıyordu bunu Ganj’ın üstünde. 70′li yıllarda ülkemizde de hüküm süren seks ve şiddet filmleri ’da da bir dönem salonlarına hakim olarak seyirciyi salonlardan uzaklaştırmıştır. Chopra ve Barjatya’nın filmleri 1950′li yıllardaki romantik filmler kuşağına geri dönüş anlamına gelirken seks ve şiddet filmlerinin Hint sinemalarındaki hakimiyeti de bir anlamda son bulmuş oluyordu. 1990′lı yılların sonlarında Bollywood filmleri dışında da özellikle Batı da büyük ilgi görmeye başladı. Subhash Ghai’in yönettiği ve 1998 Dünya güzeli Aishwarya Rai’nin başrolünü oynadığı Taal (1999), ABD de film listelerinde ilk 20′ye giren ilk Hint filmdi. Dünyanın değişen çehresine yeni kavramlar giriyordu. Bunlardan bir tanesi de süper starlıktı. Popüler Hint sinemasında süper star kavramının kullanılışı Amitabh Bachchan ile başlamıştı. Amitabh BachchanDeewar (1975), Sholay (1975), Hera Pheri (1975), Khoon Pasina (1977) gibi pek çok film hasılat rekorları kırarak Bachchan’a Bollywoodda unutulamayacak bir yer kazandırdı. Star sisteminin egemen olduğu Bollywood sinemasında günümüz romantik filmler kuşağına hakim üç Khan (1)Shah Rukh Khan (Devdas), Aamir Khan (Lagaan, 2001) ve Salman Khan (Chori Chori Chupke Chupke, 2001). Üç Khan da kendi yapımcılık şirketlerine sahip olarak oyunculuklarının yanı sıra endüstrisi içinde de yerlerini almışlardır. Erkek oyuncuların yanında Mahduri Dimix ("Cil to Pagal Hai", 1997); Judi Chola ("one2 Ka4"); Karishma Kapor ("Fiza", 2000); Kajol ("Dilwale Dulhaniya Le Jayenge", 1995); Karina Kapoor ("Refugee", 2000; Khushi, 2001), Aishwarya Rai ("Devdas") son dönem Bollywood sinemasının en gözde kadın oyuncuları olarak karşımıza çıkıyorlar. 2002 yılı bazı eleştirmenlere göre Hint tarihinin en kötü yılıydı. Bollywood’da yapılan 132 filmden 124′ü zarar etti. Bu yıl içinde gelir getiren sayılı filmlerden en önemlisi "Devdas" oldu. Yurtdışında da büyük ilgi gören film, İstanbul Film Festivali’nin programında da yer almıştı. "Devdas", ilki 1930′lu yıllarda çekilen aynı adlı filmin yeniden çevrimiydi. Ganj nehrinde gün ışıyordu. Ganj her yeni günde kutsal sularına kuşan insanlarla kucaklaşıyordu. Yüzlerce yıllık bir hikaye fısıldıyordu.

Etiketler: ,

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar

Henüz Yorum Yok.

Yorum Yazın

(gerekli)

(gerekli)