Potemkin Zırhlısı ve Sovyet Sineması

Devrim için savaşmalıyız’. Lenin’den gelen bu telgraf Potemkin Zırhlısı’nın kaderini belirleyecekti. Böyle başlıyordu filmimiz. Lenin’in sözünü kendine pusula edinen zırhlının denizcileri, isyanın kızıl bayrağını yükseltiyordu mavi sulardan.

Potemkin Zırhlısı(Bronenosets Potyomkin), 1925 yılında, Ekim Devrimi’nin provası niteliğindeki, yaşanmış gerçek bir ayaklanmadan yola çıkılarak çekildi. Rus-Japon Savaşı sırasında yenilgiye uğrayan Çarlık Rusya’sı giderek gücünü kaybediyordu. Böylece askerler arasında hoşnutsuzluk gün ve gün artıyordu. Çarlık subaylarının gemi müretabatı üzerindeki baskıları ve gemideki yaşam koşullarının giderek bozulmasıyla 27 Haziran 1905’te Potemkin Zırhlısı’nda bir ayaklanma başladı. Bu ayaklanma, 12 yıl sonra gelecek Ekim Devrimi’nin habercisiydi. Potemkin Zırhlısı’nın ayaklanması, Çarlık ordu ve donanmaları arasında başlayan ilk devrimci ayaklanmaydı. Ayaklanmanın ardından, Mürettebat Potemkin Zırhlısı’na kızıl bayrağı çekiyor ve ardından gemi, işçi grevlerinin yoğun olduğu Odessa’da demirliyordu. Daha sonra ayaklanmayı bastırmak üzere gönderilen savaş gemilerindeki denizciler, isyancıların üzerine ateş açmayı reddeder ve böylece Potemkin Zırhlısı’nın ayaklanması daha da güçlenir.Potemkin Zırhlısı, ayaklanmanın 20. yılında, Lenin’in isteği üzerine Sergei Eisenstein(ayzenştayn) tarafından çekilmişti. Çekildiği dönemin yapısı itibariyle sessiz film olarak arşivlerdeki yerini aldı. Ancak teknik olarak sessiz bir film olması, Potemkin Zırhlısı’ndaki isyan ve devrim çığlıklarının duyulmasına engel değildi. Filmin ilk bölümünde gemideki çetin çalışma şartları görülür. Hemen ardından ise en etkileyici sahnelerden biri ekrana gelir. Kurtlu etten yapılmış çorba zorla mürettebata içirilmeye çalışılır. Çorbadan içmeyi reddeden askerler kurşuna dizilecektir. Kurşuna dizme sahnesinde, askerler yan yana sıra halinde durmaktadır. Sinemasal açıdan bakıldığında belli bir düzen içinde dizilmiş askerler, Çarlık Rusya’sını ve statükoyu temsil eder. Eisenstein daha sonra müthiş gücüyle, kurşuna dizecek askerleri ve kurşuna dizilecek bahriyelileri sıra düzeninden çıkararak birleştirir. Böylece Çarlık kuvvetlerinin saf değiştirmesini sağlar. Potemkin Zırhlısı artık devrimci askerlerin elindedir. Artık Çarlık Rusya’sının bayrağı yerine, kızıl bayrak dalgalanır gönderde. Potemkin Zırhlısı, kendini devrimci uyanış ve mücadeleye adamış açık bir propanganda filmidir. Filmin en önemli özelliklerinden biri, Amerikan rüyasının anlatıldığı ve insanüstü kahramanların yer aldığı filmlere karşı bir tokat niteliği taşımasıdır. Çünkü bu filmde ne pahalı dekorlar ne de kahramanlaştırılan tek tip insanlar vardı. Potemkin Zırhlısı’nın kahramanı halktı. Çekimler stüdyoda değil, bizzat gerçek mekanlar da yapılmıştı. Kahramanın bir kişi değil, kolektif bir şekilde halkın tamamının olması da bilinçli bir seçimdi elbette. Sosyalizmi anlatmanın, ve Sovyetleri tarif etmenin daha güzel bir örneği olabilir miydi?Eisenstein’in düşüncesi başarıya ulaşmıştı. Potemkin bütün Rusya’da sinemalarda gösterilmiş, ve halk filmi coşkuyla izlemişti. Ancak Potemkin Zırhlısı mahkeme kararıyla diğer ülkelerin sinemalarında fazla gözükmedi. Anlaşılan birileri kendi halklarının uyanmasını istemiyordu. Dönemin Nazi propaganda elçisi Joseph Goebbels bile, film için “Eşi benzeri olmayan şaheser. Bu filmi izleyen insan bir Bolşevik olabilir.” demişti. Bu söz sinemanın gücünü gözler önüne seriyordu. Lenin; ‘, bizim için sanatlar içinde en önemlisidir’ sözünü sarf edecek kadar sinemanın gücünü fark etmişti. Bu nedenle 1919 yılında sinemayı devletleştirmiş, 1922’de Devlet Yüksek Teknik Okulu’nu kurdurmuştu. Artık , devrim mücadelesi içinde sağdık bir saf olarak yerini almaya hazırdı. Lenin’e göre, sinemacının gerçeği kaydetmek dışında, Rus halkını, devrim konusunda eğitmek ve bilgilendirmek gibi bir derdi olmalıydı. “Sıradan kurgu filmleri, burjuvazinin kullandığı bir alet olarak, burjuva dünya görüşünü yansıtmakta, izleyenleri büyüleyerek, hayallerini kışkırtmaktadır”. Sovyet sinemasının önde gelen isimlerinden Dziga Vertov(Çika Vertov), bu film anlayışını bir virüs olarak görmüş, dekoru, kostümü oyuncularıyla, senaryolu filmlerin müptelalığını tütün kullanan birindeki puro veya sigara ihtiyacına benzetmiştir. ‘ -nikotinle sarhoş olan seyirci, beyaz perdeden, sinirlerini yatıştıran maddeyi içine çeker. Sarhoş olup düşüncelere dalmak seyirciyi dinsel bir etkiye sokar ve belirli bir süre sonra sürekli olarak aşırı heyecanlı bir bilinçsizlik durumunda tutmaya başlar…’ Bilinçsiz duruma gelen seyircinin gerçeğin çarpıtılmış biçimini kabul etmesi kolaylaşacaktır. İşte Hollywood sinemasının yapmak istediği tam da budur. İnsanların bilinçlerini uyuşturmak ve yeniden üretilen kendi gerçekliklerini kitlelere benimsetmek.Vetrov, Eisenstein, Pudovkin, Kuleşov gibi Sovyet sinemacıları, izleyicide afyon etkisi yapan bu anlayışa karşı çıkmışlardır. Onlar sinemanın ve sanatın gerçeği yansıtmak için bir araç olarak kullanılmasını savunmuşlardır. Sovyet sinemacılarına göre, bir dil oluşturmalı, bir film ise söylemden yoksun olmamalıydı. Bu nedenle belgesel filmler propaganda niteliği taşımalıydı. Çünkü , kitlelere devrimi anlatmalı, yeni yaşam biçimini insanlara benimsetmeliydi. , sınıf yararına, işçi sınıfının çıkarlarını gözeterek kullanılmalıydı. Sovyet sinemasından bahsederken Vertov’un göz(Kino-Glaz) kuramına değinmemek olmaz. Göz kuramı, devrimden sonra Vertov tarafından oluşturulmuş bir kuramdır. Bu kuramla kamera, insan gözünün yerine geçiyordu. Vertov, kamerayı dünyaya açılan, her türden olayı kaydeden bir yol olarak görüyordu. Ona göre belgeselin en önemli noktası; doğrudan kaydedilenin insanlara aktarılmasıydı. Yani gerçeğin kendisi. Önemli olan kamerayı insanların arasına sokmak ve kamarayı insan gözü gibi kullanmaktı. Vertov bu durum için, ‘insanı Adem’den daha mükemmel bir insanın yaratıcısı kılmaktadır’ der. Eisenstein ise, işin sadece iyi film yapmakla bitmediğini, amacının; karşıt bir kültür ve sanat anlayışı göstererek kentsoylu kültüre darbe vurmak, olduğunu dile getiriyordu. O dönem Amerika ve Avrupa Sinemasının ‘Öykü’sünü bir kenara atıp; ‘Yıldız’ ya da ‘Kahraman’ yerine yıldızsız, öyküsüz; gerçek bir akımı başlayacaktı. Böylece ona göre; biçimsel ‘karşıtlık’ yöntemi kullanılarak, Sovyet sinemasının biçemsel özellikleri saptanabilirdi. Eisenstein’ın ‘karşıtlık yapısı’ fikri; bir şeyin, karşıtı gösterilmezse tamamlanmış sayılmaz şeklinde oluşmuştur. Bu da diyalektiğin ta kendisi değil midir? Sovyet sinemacıları kamarayı alıp, sokaklara, okullara, fabrikalara götürdü. Yeni bir toplum yaratan insanları, bu yaratma süreci içinde bizzat gerçeğin aynasında filme aldı. Toplumsal temaların ağırlık kazandığı bu yeni anlayışında, kendisini ve çevresini değiştirme çabasındaki insanların hikayeleri anlatılmış, hem devrime tanıklık etmiş hem de devrimci bilinci güçlendirme aracı olarak kullanılmıştır.
Vildan Tekin 16 mart 2008

Etiketler:

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar

Henüz Yorum Yok.

Yorum Yazın

(gerekli)

(gerekli)