Ah o gözü yaşlı , mahur yazı…

Dün geceden bu yana ne yaşlar akıttık müjganlarımla. Sebep mi? Belgin( Sarmaşık) kız , öyle bir yazı ile sarstı ki beni. Fonda Mahur beste çalıyor.Karşımda Belgin oturuyor. Hıçkıra hıçkıra ağlaşıyoruz. Dün geceden beri defalarca dinliyoruz Mahur’u. Kimler gelip gitmiyor ki sohbetimize. Yitip gidenlerimiz, artı sonsuzda ölümsüzleşenlerimiz, ne çok kahramanımız varmış meğer diyorum içimden. Oysa ben odamda yalnızım ve biliyorum Belgin’de gece ile yalnız. Ama işte yan yana olmaya bile gerek duymadan bir araya gelebiliyoruz biz. Bugün mütevaziliği elden bırakıyorum, kısa bir süreliğine. Övüneceğim kendimle,Belgin’le.Hatta benim en kıymetlim Vildanımla… Hatta on yıldır yılmadan yorulmadan aynı amaç için yanyana yürüdüğüm Selim’le. Hatta ne zaman başım dara düşse çözümleri ile yanımda duran Cengiz’le. Bitti mi. Hayır. Övüneceğim daha bir kaç dostum var. Onları bir başka yazıya bırakacağım. Çünkü bu yazıda benim söz hakkım bu kadar. Şimdi  o beste çalmaya başlasın ve söz yazının asıl sahibi Belgin’e geçsin.

BELGİN SARMAŞIK

Birkaç Damla Göz yaşı Lütfen!…

İster misiniz birkaç damlacık gözyaşı? Yok canım, bende epeyce var; eksilmez nasıl olsa. Sizde de mi var yeterince? Hayret siz hiç paylaşmak istemediniz mi gözyaşınızı? Biz çok paylaştık! Biz derken birkaç arkadaşımdan oluşan grubumuzu kastediyorum. Biz derken iyi filmlerin meraklısı; iyi-kötü bütün kitapların okuma heveslisi; neşeli folklorik müziklerin veya melodisi duygularla işlenmiş bütün şarkıların sağlam dinleyicisi; genel konformist düşüncelerin karşısındaki en muhalif fikirlerin sahiplenicisi bizi kastediyorum. Derdimizi tasamızı fikirlerimizi paylaştığımız kadar kahkalarımızı da gözyaşlarımızı da paylaştığımız bizi. Bazı yönlerimizle gitgide birbirimize benzediğimizi görünce kendimize başka türlü güldüğümüz bizi. Gitgide hastalıklarımızın da benzeşmeye başladığını görüp şaşırdığımız bizi. Şu yaşımızda bolca okumak, her fırsat da yazmaya çalışmak(bazen iş gereği) boyun bölgemizde hasara, gözde kuruluğa bile neden oldu; ortak rahatsızlıklarımızdan biri de bu.
Geçenlerde gözlerim akşam vaktine doğru iyiden iyiye yanmaya başladı. Kendi kendime “hayırdır, gözüm seyirse bir şeye bağlayacağım. Bu göz yanması neyin nesi? Yoksa ağlamak istiyorum da ahdım aklıma gelip engel mi oluyorum, gözlerimin nemine.”diye düşündüm. Gözlerimdeki yanma gündüzlere de sirayet edince göz doktoruna gitmeye karar verdim. Göz doktorum dedi ki “Artık gözyaşı kullanmalısınız!” , “Nasıl olacak?” deyince, “Hergün 3 öğün birkaç damla gözyaşı”dedi; “Şart mıdır? Yeterince gözyaşı şimdiye akıttım ben. Hem ahdım var ne zamandır tutuyorum. Gözyaşı orucumu nasıl bozarım?” dedim; güldü doktor “Fakat, gözpınarınızda kuruma var!” dedi. Diyemedim elbet doktora, ‘çok defa gözyaşlarımı arkadaşlarımla paylaştığımı!’. Bana “ Ne gereği vardı; eksilmiş işte göz pınarınızda, yaşlarınız” demesinden, doktordan böylece azar işitmekten çekindim; ya anlamazsa beni, arkadaşlığın fedakarlık istediğini anlatmaya kalktığımda. “Olur, tamam” dedim. Doktorum reçetenin gözyaşı hanesini damla adediyle doldurunca ayıldım ve ardından bir hınzırlık geldi aklıma.
Doktorumun ‘gözyaşı’ teşhisinin hemen sonrasındaki gün, o ‘biz’ olan arkadaşlarımdan biriyle görüşecektim; buluştuk. Dört beş saatlik birikmiş sohbetimizde, daldan dala atlayarak her şeyden konuştuk. Bir ara gözlerim yanmaya başladı; hınzırlığım aklıma geldi. Dedim ki arkadaşıma: “Birkaç damla gözyaşı ister misin?”şaşırdı bir an, tedirgin: “Biz yeterince gözyaşı..” diyecek oldu çantamdan ‘gözyaşı’ tüpünü çıkardım ve dedim ki “suni gözyaşı takviyesine ihtiyacı varmış gözlerimin. İster misin, sende ?”. Gülüştük. Peşi sıra ahdımı hatırlattı bana arkadaşım Müjgan. Nasıl? Ahdımı mı soruyorsunuz?
 
 
Müjgan’la Ben Ağlaşırız!..
Evet bir ‘ahdım var!’; ‘artık ağlamayacağım!’. O ilk başlıktan ağlayacağımı zannettiyseniz, yanıldınız! Birkaç yıl önce ahdettim “Bundan sonra ağlamayacağım!” diye. Evet, daha birkaç yıl önce çok ağlamıştım. Bir Müjgan bilir o gözyaşlarımı, bir de konuştuğumuz telefonlar. Telefonun diğer ucundan beni dinlerken gözyaşlarıma nasıl dur diyeceğini bilemeden o gözyaşlarımı çok paylaşmıştı. Bir sürü arkadaşım vardı, ama bir Müjgan’a ağlıyordum. Sebebi Müjgan mıdır diyorsunuz? Evet, olabilir.
Bilirsiniz belki; bilmiyorsanız da Müjgan’ın anlamını, şiirine ‘müjgan’ı konu etmiş bir şairden dolaylı olarak öğrenelim mi? Gülten (Kaya) aktarıyor: “Müjganın anlamının ‘kirpik’ olduğunu attila beyden öğrenmiştim. Ahmetin (Kaya) bestelediği şiirler için yaptığımız bir görüşmemizde söylemişti.” Evet, Farsçadan gelen müjganın anlamı kirpikmiş. Belki bu yüzden ben de Müjgan arkadaşımla konuşurken herkesten sakladığım gözyaşlarımın önünü alamıyordum.
Yoksa biri o şarkıyı mı mırıldanıyor şimdi? Sizde duyuyor musunuz?
“..O mahur beste çalar müjganla ben ağlaşırız!”
Diyeceksiniz ki kime neye bu ağlaşma? Diyeceğim ki her halimize. Büyük ihtimal artık bulunması, rastlanması zor, buralardan çok uzaklara giden kocaman yürekli adamların gidişlerine; belki Denizlere, belki Ahmetlere belki Büyük Yolların Haydutu’ na belki bu Anadolu toprağının yitip giden tüm cesur adamlarına. Çünkü onlar gittiler, gidişleriyle, akşam olmadan ortalık karardı. Çünkü…

“Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı .
O mahur beste çalar Müjgan´la ben ağlaşırız…”
Şimdi, birkaç damla gözyaşı ister misiniz?

Etiketler:

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar

Henüz Yorum Yok.

Yorum Yazın

(gerekli)

(gerekli)