Belgin Sarmaşık

Belgin Sarmaşık, benim dostum. Ama dostum olmasının ötesinde yazılarımı takip edenler iyi bilir ki yaşanılan zor günlerde en büyük dert ortağım.O yazılarını http://saklisevda.wordpress.com/ isimli blogta  takipçileri ile paylaşıyor.Aşağıdaki yazıda o blogtan aldığım bir yazı.

Entrikacı, Hınzır Bir Adam sevdim!

İtirazı olan?..

 

Entrikacı o adamı, seviyorum. Çevresindeki insan ilişkilerini bile, meraklısı olduğu bulmaca çözme oyununa dönüştüren, bencil, kıvrak zekasıyla etrafında farklı bir aura yaratan o hınzır adamı, seviyorum. Aklıyla en müstehcen espriyi bile sevimliliğe bulayan bu adam, bir doktor. Aslında doktorlara güvenmem. Zaten bu adam, pek de tekin değil.

Bu tekin olmayan adam, doktorluğunu(teşhis-tanı biriminde) bir ekiple beraber yapıyor, yapabiliyor. Her biri hayatlarında kusurlu ama işlerinin ehli o doktorlar, bu tekin olmayan adamın liderliğinden, iğneleyici konuşmalarından, alaylarından rahatsız olsalar da mıknatıs gibi tekin olmayan hınzır zeki adama tutunmuşlar. Hınzır zeki doktorun çalışma biçimini sorarsanız, diğer doktorların çalışma biçimine hiç benzemiyor. Bu ekibin varlığı, lider tekinsiz doktor için hastalık teşhislerinde yaratıcılık ve beyin jimnastiği görevi görüyor; bir nevi çağrışım topluluğu. Ekipten birinin söylediği parlak bir fikri, diğeri sağlam gerekçelerle toprağa gömebiliyor; bazense birinin söylediği, diğerlerini peşi sıra sürükleyen akıma neden oluyor. Hınzır zeki lider doktorumuz ise onların çekişmeye varan beyin fırtınasından en büyük ilhamı alarak, kısa sürede hastanın teşhisini yapıyor ve son noktayı koyuyor.

Zeki entrikacı doktorumuz, hastalara karşı belirlenmiş ‘dürüstlük ilkesi’ ne karşın yasaklı sınırlarda dolaşan; hastane yöneticileri ile bu yüzden karşı karşıya gelen fakat teşhisteki olağanüstü yeteneğiyle elde ettiği dokunulmazlığını dibine kadar kullanan bir hilebaz. Bazen hastaların iznini, dolambaçlı yollardan alarak veya hiç izin almadan kalp ameliyatı yaptırabiliyor bazense sadece bir ihtimal üzerine karaciğer biyopsisi isteyebiliyor. Bütün bu cüretkarlığına rağmen, onun hastası olmak isteyen çok. Fakat sırrı çözülemeyen hastalık/ hastalıklar kümesinin bulmacasını en kısa sürede çözen bu doktorumuz, her hastayı kabul etmemekte. Ötesi, sıradan hastaları/hastalıkları hiç kabul etmemekte. Merak mı ettiniz yoksa “bu doktor beyimiz, hangi hastanede, hastalık teşhislerini teşrif etmektedir?”diye. Yok, dedim ya, onun hastası olmak hiç de öyle kolay değil!

Hastası Oldum, Ben, Onun!…

Hadi, çok merak ettiniz ismini vereyim: Doktor House. Söz konusu hastane ise doktorun ismini almış Amerikan dizisine ev sahipliği yapan bir set. Doktor House’u oynayan oyuncumuz, İngiliz olmasına rağmen konuşmasına Amerikan aksanı veren iyi bir oyuncu. Uzun zaman izlediğim hastane/doktor dizisi “ER” dan (Türkçesiyle “Acil Servis”) sonraki en iyi doktor dizisi. “Neden doktor-hastane dizisi izliyorsun?” diye soruyorsanız cevabım “uzun hikaye” olur. Yalnızca şunu söyleyebilirim ki İnci Aral’ın o sıralar yeni çıkan kitabı “Ruhumu Öpmeyi Unuttun” üzerine yaptığımız sohbetteki bir sözü, benim reflekslerimi de açıklar gibiydi. Yazdıkları kadar insan halinden anlar şahsiyetini, yerlere göklere sığdıramadığım İnci hanım şöyle demişti: “Birisini kaybettiğinde (ölümle), algıların ölümle ilgili her şeye hassaslaşıyor”. Belki bu, ilkin ölümü(ebedi ayrılık) ,  ‘red’ olarak düşünülebilinir. Ölüme, sürekli çare arayıp ölümsüzlüğe varamayan insanoğlunun aciz çırpınışından öte bir şey değil. Bir hastalık süreci yaşanmadan; bir anda beliren bir acıyla gelmiş hızlı ölüm, bir süre için şu fikrin beyninizi kemirmesine neden olabilir: “acaba daha fazla ne yapabilirdim? Kurtulması için başka ne yapılmalıydı”. İşte benim bir süre için, “ER” gibi doktor/hastane dizisinde aradığım şey, o sorulara ‘cevaplar’dı. Bir de şu sorulara cevap istiyordum:“insanlar, yaslarını nasıl tutuyordu? Nasıl karşılıyorlardı?”. Elbet hastane/doktor dizilerinden bir cevap alamadım ama yas tutmanın herkese göre değiştiğini gördüm; kitaplarda, filmlerde, etrafınızda yas tutmuş herkeste. Peki, diyeceksiniz ki “Doktor House, o sorulara cevap verebildi mi?”. Yok, zaten o sorulara cevap bulmayı bırakalı yıllar oldu. Doktor House, zeki veya sadece akıllı olun(sanırım ben bu ikinci gruba giriyorum. Sadece!) bazı beyinlerin çağrışımlarla daha verimli çalıştığı sonucuna varmamı sağladı. Çünkü ben de çağrışımlarla daha kolay ve verimli çalışanlardanım.

Çağrışım Ekibi…

  Bizim ekip, zaman zaman sayımız artsa da, aslen üç kişilik. Aramızda dostluk, sırdaşlıkdan öte bir sözleşme yok. Ne zaman birbirimize ihtiyaç duysak biliyoruz ki sadece bir telefon uzaklıktayız. Uzun telefon konuşmaları arasında yüzlerce fikir, haleleriyle birbirine geçer, çember zinciri olup ya yazılarımıza dönüşür, ya hikaye/roman kahramanlarımızın hayat çizgisine veya bir projeye(çoğu nasip olup gerçekleşmese bile). House’un ekibine rakip üç kişilik çağrışım ekibimizde benim dışımda romancı, metin yazarı, gazeteci Müjgan (Tekin) arkadaşım, bir de onun kızkardeşi benimse geçmişte hazırladığımız bir televizyon programında sağ kolum çocuk kitabı yazarı, senarist ve televizyoncu Vildan(Tekin). Bazen bu ekibe arkadaşlarımız, Selim kardeşle Cengiz kardeş de katılır. Kafa kafaya verdiğimizde çağrışımlarımız, dünyayı yerinden oynatır. Bizse doğru olduğunu bildiğimiz yerden oynamayız.

Elbette Doktor House’un ekibiyle bizim ekip arasında farklar çok. Mesela zeki, hınzır tekinsiz doktorumuz House’un çağrışım ekibi, lider doktorlarının türlü alaylarına sık sık maruz kalabiliyor Hele Dr. Taub, ya kısa boyu ve yüzüne kocaman gelen burnuyla veya karısını çok sevmesine rağmen çapkınlıktan kendini alamaması ile Doktor House’un kurduğu alay tuzaklarına en çok maruz kalanı. Duygusal konularda açık sözlü, biseksüelliğini kolayca ifşa edebilen, tekinsiz lider doktorla tıbbi inatlaşmaları, çağrışımları tetikleyen ‘Thirteen’ lakaplı genç kadın doktorumuzsa elbet annesinden miras kalan Huntington hastalık korkusu ile değil, ekipteki siyahi yakışıklı Dr. Eric Foreman’la yaşadığı ilişkisi yüzünden doktor house’un alaylarına hep maruz kalır. Sarışın yakışıklımız Dr. Robert Chase ise ya belirgin Avustralya aksanıyla veya çocukken onu terk eden babasıyla yaşadığı sorunlu ilişkisiyle, alaycı hilekar doktor House’un gündelik alay listesine girer.

Bense, Doktor House’u, bütün itiraz edeceğiniz huysuzluğuna, küçük entrikalarına, alaylarına rağmen onu reddedilemez yapan şeyi: “başkalarının fikirleriyle nefes alıp, doğru bildiği yolda yürümesi”ni sevdim. Bir de sevdiğini bir türlü itiraf edemediği çağrışım ekibindeki arkadaşlarını, kaybetmemek uğruna onların hayatlarına küçük hileleri ile müdahale etmesini.

Ben onun hastası oldum! Çok mu arabesk buldunuz? Öyleyse Doktor House, sizi sıradan hasta grubuna alabilir. Bilmem, bu yargınızdan sonra, hastası olmak isteseniz de o, sizi kabul eder mi?

                                                                                    

Etiketler:

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar

Henüz Yorum Yok.

Yorum Yazın

(gerekli)

(gerekli)