Bilindik bir masalın değiştirilmiş kahramanlarıyla yeni bir uykuya hazırlanıyoruz. Bu defa kahramanlar Anayasa mahkemesi ile AKP… Kimileri masala demokrasi adına karşı çıkıyor, kimileri evet evet bu masalın olay örgüsü tamda benim istediğim türden deyip seviniyor. Ele geçirilmiş basın son dakika haberleri ile pek muhterem aydınlara canlı telefon bağlantıları kuruyor. Kimisi ekonomi çöker, kriz büyür nidaları atıyor. Kimisi Anayasa Mahkemesi’nin kararını bekleyelim diyor. Tıpkı sınır ötesi operasyonda askeri uzman kesilen aydınlar bu defa hukukçu oluveriyor. Ve nihayet beklenen kurtarıcı ortaya çıkıyor. Açıklamasını yapıyor. Beyaz sarayın oval ofisi sesini yükseltiyor. Chase Beamer “seçmenlerin 2007 iradesine saygılı olalım” diyor. Bu masal dünyanın birçok yerinde özellikle 60’lı yıllardan beri farklı versiyonları ile okunmaya devam ediyor. Kimse tatlı uykusundan uyanmak istemiyor. Pakistan’da, İran’da, Sudan’da, Afrika’da, Ortadoğu’da, Asya’da… İşin en ilginç yanı masalın muhalefeti de iktidarı da aynı kaleye hizmet ediyor. Arada orta sınıf kayboluyor. İşsizler ordusu gençler, karın tokluğuna çalışan babalar, sürekli çocuklarını bir şeylere kurban vermek zorunda kalan analar, yarınlardan umudunu kaybetmiş çocuklar… İşte masal onlara dinlettiriliyor. Ne zamanki onlar uykudan uyanıp bu masala itiraz etmeye kalkarsa hep aynı şey oluyor. Türkiye’ye bu masal en şiddetli hali ile 70’lerde dinletiliyordu. Halk tatlı uykudan birden uyanır gibi olmuştu. Öncü gençlerdi. Liberal ekonominin sömürüp ortadan kaldırmaya başladığı halk uykusunda kıpırdanmaya başlıyordu. Biricik müttefik ABD’den emirler alan iktidarın emperyalizmin bir kurumu olduğunu korkusuzca haykıran 20’li yaşların çocukları yavaş yavaş masalı okuyanları tehdit ediyordu. Ama emperyalizmin acıması yoktu. Bağımsız Türkiye isteyenlerin ortak düşmanı Amerika’ydı. Dönemin sağ ve sol partileri ise Ortak düşman Amerika’ya göbekten bağlıydı. Sonuç herkesin bildiği ama uzunca zaman söyleyemediği Amerikan menşeli 1980 darbesi oldu. Canlar yandı. Neyse ki masal kaldığı yerden kısa bir kesinti ile devam etmeye başladı. Komünizm tehlikesi nihayet ortadan kalkmıştı. Türkiye artık liberal sosyal demokrat bir ülke olma yolunda ilerliyordu. Bir örnekte Afrika’dan. Masal hemen hemen aynı, tehlike yine komünizm.Hani şu son günlerde Darfur şehri ile sık sık gündeme gelen diyar.Hani bize kabileler arası çatışma diye yutturulmaya çalışan memleket. Bu sefer masalı dinleyecek halk Sudan. Petrol zengini kara kıtanın en büyük ülkesi yıllarca İngiliz sömürgesinin zulmünden 1956’da kurtuluyordu. Ama bu defa Amerika yıllık hesapların peşine düşecekti. Altmışlar biterken Sudan’da komünizm sömürgeciliğe karşı yükselen değerdi. Albay Cafer Numeyri komünistlerinde desteğiyle yönetime geçmişti. Ancak o sadece işini bilenlerdi. Koltuğa oturunca İngilizlerin mirası ekonomi politikasını uygulamaya devam etti. Bu Washington’u pek memnun kılmıştı. Fakat halk memnun değildi. Komünist subaylardan Binbaşı Haşim El- Atta duruma müdahale etti. İşte tam da bu noktada ABD, masalın en can alıcı yerini Sudan’a okumaya başladı. Birden ülkedeki karışıklık fitili en şiddetlisinden ateşlendi. ABD, Numeyri’yi destekleyecek din elden gidiyor propagandasını alttan alta halka işleyecekti. Numeyri yeniden iktidara oturacaktı. Bir süre masala müdahale edilemeyecek Numeyri ve yükselen İslam seyredilecekti. Sonra eliyle iktidarını desteklediği Numeyri’ye karşı taruza geçecekti. Bugünün başkanı dönemin başkan yardımcısı tanıdık bilindik kurtarıcı George Bush masalın meleği olarak başkent Hartum’a gelecekti. Numayri’ye aba altından demokrasi sopasını gösterecekti. Numeyri 360 derece çark edecek ama geçmişteki İslami cephenin lideri Turabi ile bağlantılarından dolayı yakayı yırtamayacaktı. ABD yeni bir askeri darbenin olma zamanı geldi diyecek, Nurabi alaşağı edilecekti. Bu defa sıra batı yanlısı Sadık el mehdideydi. Ne hikmetse başlangıçta batı yanlısı olan el Mehdi’de birden İslami hareketin saflarına geçiverecekti. Eeee Amerika yine sahnedeydi.1989’da yeni bir askeri darbe oluvermişti. Artık kimse şaşırmıyordu. Amerika geriye çekilip bekledi. 1997’de Sudan masalı iyice halka ezberlettirilmişti. Zaman tamamdı. Sudan uluslararası terörizme destek veren ülkeydi. Masalın bundan sonrası kırmızıya kana boyanacaktı. Kimileri silahlandırılacak kimileri ölecekti. Şimdi ne alakası var Sudan’la diyenlere birde İran örneğine bakmaları tavsiye olunur. AKP’nin kapatılma masalı AKP’yi daha da mazlumlaştıracak, sokaklardan daha da destek almasını sağlayacak ortamı geliştirecek. Ya da Nato ve BM üyesi Türkiye’ye demokrasinin kılıcı saplanmaya çalışılacak. Gündem değişecek ama bir şey değişmeyecek. Geçim derdindeki halkın kamburu düzelmeyecek. Hatta daha da artacak. Gençlik işsiz kalmaya, sağlık sistemi çöküşüne devam edecek. Arada bir PKK konusu alevlenecek. Bir altı ay böyle gelip geçecek. Anadolu bir yerlerden bereketli topraklarının başına gelenlere ağlayacak. Kucaklayıp sarıp sarmaladığı kardeş insanlar birbirine boğazlatılacak. Ya da masal onların yazdığı gibi değil Anadolu’nun istediği gibi bitecek.
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.
Çok güzel bir yazı