Demokrasi, Özgürlük, Karmaşa
Türkiye bugünlerde bindi bir alamete gidiyor kıyamete. Bir yanda postallar öte yanda özgürlükler. Her iki taraf da birbirine karşı gün geçtikçe sertleşiyor. Telefon dinlemeler, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait ‘çok gizli’ ibareli dosyalar, kapatma davaları… Medya, ardı ardına son dakika haberleri giriyor. Bu hıza yetişmek neredeyse imkânsız. Darbe mi geliyor? Demokrasi mi bitiyor? Yoksa darbe ile demokrasi kol kola girmiş birlikte mi ilerliyor? Kafalar karışık. Dünya topyekûn bir buhrana doğru ilerlerken, Anadolu kendi sorunlarında kavruluyor. Sanki o görünmez güç, birden düğmeye basmış gibi. Yugoslavya’da, Gürcistan’da, Ukrayna’da, Kırgızistan’da, Özbekistan’da dolaşan hayalet sanki bu sıralar bizim memleketimizi mesken tutmuş gibi. Hatırlamakta ve hatırlatmakta yarar var.
Özbekistan mesela, turuncu imalatın nasıl işlediğini anlamak için iyi bir fotoğraf. 2002’de Amerika ile stratejik işbirliği anlaşması imzalıyorlar. Ekonomiden askeri konulara, insani yardımlaşmadan demokrasinin yaygınlaştırılmasına birçok konuda işbirliği yapacaklarını açılıyorlar. Velhasıl öyle de oluyor. Aradan çok değil iki yıl geçiyor. Birden batıdan ekonomistler, sivil toplumcular adeta Taşkent’i istila ediyordu. Özgürlük sloganları ile sokaklar dolup taşmaya başlıyordu. 2003’te Avrupa Kalkınma Bankası devreye giriyordu. Daha fazla özgür medya, daha fazla sivil toplum hareketi için Özbeklere bir yıl mühlet verdiklerini duyuruyorlardı. Freedom House yani ‘özgürlükler evi’ isimli kuruluş ülkelere özgürlük karneleri sunuyordu. Bütün dünyaya demokrasiyi yaymak onların göreviydi. Şöyle diyordu Freedom House sitesinde:
“Özgürlük kendi toplumlarını değiştirmek amacına odaklanmış, cesur kadın ve erkeklerin çabalarıyla yakalanabilir. Ama tarih göstermiştir ki demokratik haklar için mücadelede, bazı toplumlara dışarıdan gelecek müdahale ve destek şarttır. Toplumların değişmesine bu, büyük katkı sağlayacaktır. Freedom House bu mücadeleyi destekler, toplumların demokrasiye geçişlerine yardım eder. Ve önce özgür medyayı destekler”
Halklar kendi inisiyatifleriyle ayaklanamadıkları zaman, biz araya gireriz diyorlardı. Kimi yerde hükümetlerin darbe ile –Gürcistan’da olduğu gibi- başa geçmesi destekleniyor, kimi yerde de Sudan’da olduğu gibi, askerin gücünün azaltılması gerekliliği öne atılıyordu. İşleyiş genel hatlarıyla aynı da olsa ülkelerin yapısına göre ufak tefek değişikliklere uğruyordu.
Geçtiğimiz günlerde sosyal demokrat bir ekonomistin, Kemal Derviş’in, memlekete gelip açıklamalar yapması ise bir başka ülke Rusya’yı anımsattı. Dünyaya uygun görülen yeni modelde sözüm ona sol görüşlü liberaller ortaya çıkıyordu. Memleket dar boğaza düşüp, halk kıvranmaya başladığı zaman, önlerine bu ilginç formül sunuluyordu. Ekonomi ile özgürlük, kapalı kapılar ardında hükümetlerle görüşülüyordu.
Çok değil bundan on yıl önce Yeltsin’in seçim kampanyası için kolları sıvayan üç Amerikalı George Gorton, Dick Dresner ve Joe Shumate Rusya için yepyeni bir ekonomi ve özgürlük anlayışını haykırıyordu. Yeltsin’in rakibi Zuganov sosyal demokrasi teranesine inanmıyordu. Üç Amerikalı uzman ve medya hemen her gün şu sloganları yineliyordu:
“Zugonov’u seçmek demek, diktatör Stalin’i diriltmek demektir, Zuganov’a verilecek oylar, demokrasinin sonu, özgürlüklerin sonu olacaktır, iş sahibi olmak istiyorsanız oyunuzu Demokrat Yeltsin’e verin, Amerika’nın ve Avrupa’nın saygı duyduğu Başkan Yeltsin’i seçin”
Türkiye’de at izinin it izine karıştığı şu günlerde, bu örnekleri herkes bir kez daha hatırlamalı ve taraf olmaktan ziyade tarafların güç savaşında, kaybedilenin Anadolu toprakları olabileceğini unutmamalı.
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar
Henüz Yorum Yok.
Yorum Yazın