Humeyni’yi en çok Kim Sever?

Yine gündemde aynı ülke. İran!

Biz İran olur muyuz olmaz mıyız tartışmasındayız. Diğerleri ise İran vurulacak mı vurulmayacak mı ?

Özellikle ABD basını , dünya kamuoyunu İran’a karsı bir askeri operasyonun zorunlu olduğuna alıştırmaya çalışıyor.

Batı medyası İran’ın başında israil düşmanı bir fanatiğin oturduğunu sıkça manşetlerine taşıyor. İsrail ise bu haberlerin ardından böyle birinin nükleer silah sahibi olmasına asla izin verilmez diyor. Sonra liderler bir araya geliyor. Yuvarlak masaların etrafında İran konuşuluyor. Ve toplantı sonrası bir ağızdan aynı cümleler tekrarlanıyor.

Nükleer silaha sahip İran, yalnız İsrail için değil bütün bölge ülkeler için hatta dünya için büyük bir tehdittir deniliyor..

Ardından sıra şaşmıyor. İş yine basına düşüyor.

Nükleer silah edinme konusunda kararlı olan Tahran’ın mutlaka vurulması gerektiğini savunan Batı basının bir bölümü, Irak’ta durum normale dönmeden İran’a bir askeri operasyonu düzenlemenin çok zor olduğunu yazıyor.

Bilindik bir senaryo bu yılın başında yine vizyonda ki yerini alıyordu.

CNN bir pazar sabahı dünyaya İran’la ilgili bir haberi son derece ciddi görünümlü spikeri ile son dakika diye geçiyordu.

İran Devrim Muhafızlarına ait 5 tekne, Cumartesi akşamı Hürmüz Boğazı’nda Amerikan Deniz Kuvvetlerine ait 3 gemiyi taciz etti.

İddiaya göre, İran gemileri telsiz aracılığıyla ABD gemilerine, “Size yaklaşıyorum. Birkaç dakika içerisinde havaya uçacaksınız” mesajını göndermişti.

Açıklamanın ardından sahneye çıkma sırası Pentogon’undu. Pentagon sözcüsü Bryan Whitman ocak 2008 de “İran ölçüsüz, pervasız, potansiyel olarak düşmanca davranıyor” diyordu.

Ardından diğer başrol oyuncusu Şimon Peres Bush’u İsrail’de ağırlıyordu.

İsrail Cumhurbaşkanı, sevgili dostu Bush’u şu sözlerle karşılıyordu.”Kendi özgürlüğünü kazandıktan sonra, başkalarına özgürlük kazandırmaktan vazgeçmeyen bir büyük ülkenin lideri büyük dost George w. Bush İsrail topraklarına hoş geldin”

İsrail cumhurbaşkanı Amerika’nın liderine böyle iltifat ediyordu. George w. Bush ise havaalanında kendisi için kurulan kürsüden bu iltifatlara yanıt veriyordu.
“Burada, Kutsal Topraklar’da barış ve özgürlük için yeni fırsatlar görüyoruz.”!!!!!!

Sıra senaryoya konu olan Tahran’ı konuşmaya gelmişti. İlginç bir tesadüftü bu. Hürmüz Boğazın’da ki restleşme tamda George w. Bush’un Ortadoğu ziyareti öncesinde gerçekleşmişti. Mecburi olarak İsrail seyahatinde tahran konuşuluyordu. İsrail, Amerikan liderine İran dosyasını sunuyordu.

Yapılan toplantılar sonucunda İsrail Dış İşleri Bakanı Olmert, “Amerikan ulusal istihbaratı, raporlarında ne yazmış olursa olsun İran’ın bir tehdit oluşturduğunu ve oluşturmaya da devam edeceğini büyük Bush’a anlattık” diyordu.

Önce nabızlar yoklanmış, İran’a müdahaleye tepkiler ölçülmüş, liderler konuşmuştu. Sıra yine batı medyasına gelmişti.

Bu defa nükleer silah edinme konusunda ısrarcı olan Tahran’ın mutlaka vurulmasını gerektiğini savunan medyanın bir bölümü Guardian, News Week, National Reviev, Wall Street’ Irak’ta durum normale dönmeden İran’a bir askeri operasyonu düzenlemenin çok zor olduğunu yazıyordu.

Medya rejimi yumuşatmanın sadece bir aracıydı. Bunun için en çok İranlı kadınlar kullanılıyordu. Batının İran hakkında yaptığı haberler medeniyetler çatışması tezlerin gereğiydi. Ortadoğu’da şeytanlar çoğalmalıydı.

Batı İsrail ile birlikte bir ağız Tahran’ın aşırılık yanlısı gruplara finansal yardımda bulunduğunu, Lübnan’daki barışın altını oyduğunu, Taliban’a silah verdiğini, komşularını kullandığı dille korkutmaya çalıştığını ve nükleer programı konusunda şeffaf olmadığını söylemeye devam ediyor.

Gelelim bize. Bizde ise son günlerde Humeyni’yi seviyorum diyen bir kız konuşuluyor. İran’ın rejimi üstün körü saatlerce tartışılıyor. Fakat nedense İran’a o rejimi getirenin kim olduğu konuşulmuyor. Hatta nedense keşke İngilizlerin sömürgesi olsaydık lafı da esgeçiliyor. Kim bilir belki de özelleştirmelerle, meclisten geçiveren petrol yasası ile hiçbir şey üretmeden sürekli satın alır hale gelmekle çoktan gizliden gizliye sömürülüyor Anadolu. Her neyse o ayrı ve çok daha acı bir konu. Gelelim yine İran’a.

ABD uluslar arası politikasını yaratırken bugün İran İslam Cumhuriyeti’ni tehlike olarak görüyor. Oysa aynı batı yarım asır önce İran’da bir İslam Cumhuriyeti kurulmasına ses çıkarmıyor aksine destekliyordu.

1950’de İran halkı batıyı şaşkına çevirmişti. Musaddık komünistlerden, toprak soylularına kadar halkın büyük bir çoğunluğunun desteğiyle başbakan seçilmiş ve İran’da yabancı ülke ayrıcalıklarına son vermişti. İran’ın tüm petrollerinin üzerinde oturan İngiliz Petrol şirketi feshedilmişti.

Musaddık sadece 3 yıl iktidarda kalabildi, Amerika, İngiltere ve işbirlikçileri bir darbeyle Musaddık’ı devirip ,Şah’a iktidar koltuğunu hediye edeceklerdi.

ABD, 1957 yılında İran ile nükleer enerjinin sivil amaçlı kullanımını sağlayacak bir işbirliği anlaşması imzaladı. 1967 yılında ise ABD, İran’a ilk nükleer reaktörü teslim etti.

Bu arada İran’ın nükleer bilim adamları ABD’de yetiştiriliyordu. Nixon’ın 1972’de Tahran ziyareti ile ABD’nin İran’a desteği doruğa çıktı. Amaç; bölgede hızla gelişen Sovyet etkinliğini durdrumak ,İran’ı liberal ekonomiye bağlamaktı.

İran Amerika’nın desteği ile ağır sanayide hızla gelişiyordu. Buna karşın işçilerin ve orta kesimin hayat ve çalışma koşulları ağırlaşıyor, halk perişan bir halde yaşıyordu. Halk açlık sınırının altında hayatta kalma mücadelesi veriyordu.Ülkenin dört bir yanında işçiler ve öğrenciler ayaklanıyor, milyonları bulan gösteriler düzenleniyordu…

İran da olup bitenler batıda endişe uyandırıyordu.

Halk silahlanmaya başlamıştı. Ordu dağılmıştı. Amerika Şah’ı gözden çıkarıvermişti.
Amerika Dışişleri Bakanı Vanc 1978’de “Yeni rejim ister monarşi, ister İslâm cumhuriyeti olsun, bizim için ikisi de bir” diyordu.

Ne hikmetse bugün bir genç kadının çok sevdiğini söylediği kişi, sürgünde olan Humeyni birden İran’a geri dönmüştü.

ABD komünizme karşı yeni bir kart kullanıyordu. Ülkedeki büyük siyasi boşluk, ordunun da desteğiyle Humeyni’nin kontrolüne geçti. Ama İran halkının ekonomik yaşamında pek değişen bir şey yoktu.

İran İslami cumhuriyeti yasaklı Humeyni’nin ülkeye dönmesinin hemen ardından,1979 da, kurulmuştu.

ABD Cumhurbaşkanı “CARTER” bir konuşmasında İran’da olup biteni şöyle dile getiriyordu: “İran’da öyle bir iş yaptık ki İran’lılar on sene sonra anlayacaklar”

İran yavaş yavaş batı için demokrasiden uzak baskıcı görüntülerle dünya medyasında yerini almaya başlamıştı.

İslam demokrasiden uzaktı. İran yıllarca filmlerde, gazete haberlerinde idamlarıyla kadınlara verdiği kırbaç cezalarıyla, kötü giyimli insanlarıyla dünyaya aktarıldı. Müdahale edebilmek için önce İslami rejim desteklendi. Sonrası ortada.

İran’daki islami rejim bugün 29 yaşında. Uzaktan İslam Cumhuriyeti sanki kendisinin zirvesine ulaşmış gibi gözüküyor. Fakat sokağa indiğinizde İran’ın İslami ekonomi diye tanımladığı liberal ekonominin kırılganlıklarıyla burun buruna.

Varoşlarda yaşayan kent yoksulu iranda da çaresizlik içinde kıvranıyor. 70 milyon nüfuslu İran’da yoksulluk sınırının altında yaşayanların oranı nüfusun %40′ına varıyor…

1979’dan beri uygulanan politikalar İran halkının arasında ki ekonomik ve kültürel uçurumu gün geçtikçe derinleştiriyor.

1990’ların başına, kadınların ve öğrencilerin başını çektiği reformist hareket Muhammed Hatami’yi iktidara taşıdı.Bu defa yöntem modern İslami rejimdi. Yabancı sermayeyi teşvik eden yeni liberal politikalar hızla benimsenecekti.

Hatami’den önce ki Cumhurbaşkanı Rafsanjani İran’ın devlet kontrolündeki sanayisini özelleştirme programı başlatmıştı. Hatami bu program uygulamaya devam ediyordu… Özel bankaların kurulmasına izin verdi ve devlet şirketlerinin satılmasını kolaylaştırmak için İran borsasını yeniden çalıştırmaya başladı. Dini lider Ayatullah Ali Hamaney özelleştirme politikalarında Hatemiyi destekledi. Ancak Rafsanjani ve Hatemi’nin ekonomik programı eşitsizliği, yoksulluğu işsizliği hızla arttırdı…

İran, dünya politikasında başrolde bir sembol… Kara çarşaf içindeki kadın ve Humeyni… Batı hala İran’ı böyle görmek ister. Hatta öyle boyutta ki bu istek İran’ın ne denli Amerikanlaştığını bile kulak arkası ediliyor.

İran sadece zengin petrol ve doğal gaz yataklarına sahip olması bakımından değil, petrol ve doğalgaz boru hatlarının olası geçiş bölgesi üzerinde olması bakımından da stratejik bir ülke. Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan petrollerinin Batı’ya taşınması bakımından en kârlı İran… Basra Körfezinin büyük bir bölümü İran’ın kıyısı…

İran bu stratejik öneminin bedelini ödemeliydi.

Yüzyıllardır aynı sanatçıları aynı fikir adamlarını düşünürleri paylaştığımız bir komşu. Yönetim biçimlerinin farklılığı komşuluğumuzun önünde engel oluvermişti. Ama biz İran’ı konuşurken olup bitenlerin ardındakileri görmemeyi seçtik. Oysa İran batının Ortadoğu’da kendine şeytanlar arama stratejisi ile bu hale gelmişti. Unuttuğumuz en önemli şey İran’ın bir zamanlar medeniyetlerin beşiği olduğu. Ve Musaddık’tan sonra İran’ın nasıl İslam Cumhuriyetine dönüştüğü…

Humeyni’yi sizce en çok kim sever?

Etiketler: ,

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar

Henüz Yorum Yok.

Yorum Yazın

(gerekli)

(gerekli)