Mare Nostrum ve Anayasa Değişikliği

Güneş hala pırıl pırıl, umut yine bizim. Gidenlerin boşa gitmediğini biliyoruz. Tarihin uzun soluklu ömrü, bugün bir kez daha sonsuzlaşanların yüreğinin büyüklüğünü ispatlıyor.  

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın asılışının bir yıldönümü daha.

Türkiye’ de gündem, toplumun büyük kesimlerinin taleplerini karşılamayan anayasa değişikliğini içeren paket.Yine taraflara bölündük.Mahirler’in kızıldere katliamı,Denizler’in idamı ve 12 Eylül Darbesi.Ardından o bilindik ,her türlü baskıyı meşru kılan Seksen Anayasası…

Şimdi mecliste yumruklar uçuşuyor, Sözümona bir demokrasi yarışı aldı başını gidiyor, ekmeğin az, tuzun tadının hiç olmadığı şu günlerde. Anayasa Paketi değişikliğini onaylamıyorsan cuntacısın, faşistsin, 12 Eylülcüsün. Destekliyorsan büyük alkış sana . Artık demokratsın, özgürlükçüsün.

Peki her görünen gerçek midir? Ya da gerçek her zaman görünen midir? Bir iktidarın dayattığı değişiklikleri kabuletmek midir özgürlüğü, demokratlığı, barışı savunmanın adı? Yoksa bu en kolay yolumudur , bedel ödememenin.

Değişikliğin ,iktidarın yoluna çıkacak muhtemel yargı ve kamuoyu denetiminin önünü kapatmaya yönelik olarak hazırlandığını düşünmek ve bu taslağı onaylamamak mıdır demokrat olmamak?

Bir an gözümü kapatım, idam sehbasına halkı için  , tam bağımsız ve demokratik bir ülke istemeleri için hiç düşünmeden çıkan Deniz’i, Yusuf’u, Hüseyin’i düşündüm. Yaşasalardı tüm emekleri insana  olan bu yürekler Anayasa paketi tartışmalarının neresinde olurlardı acaba?

“Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun emperyalizm!” Denizin sonsuzlaşan sözlerinde belkide cevap.

12 Eylül düzeni ile gerçekten hesaplaşmayan bir anayasa değişikliği paketi ile apar topar yaşı büyütülüp idam edilen Erdal Eren uzlaşır mıydı acaba?

Siyasal Partiler ve Seçim Yasası’na dokunmadan, siyasal partileri demokratikleştirmeden ve %10 barajını kaldırmadan yapılacak anayasa değişikliği ve atılacak her adıma, sadece iktidarın çıkarlarını kollayan her adıma hayır mı derlerdi yoksa?

Yine 6 Mayıs, yine bir bahar gecesi sonbahar serinliği ile üşüyecek içimiz… Cam kırıkları gibi dolacak gidenlerin hüznü. Bu gece binlerce yürek gökyüzüne bakıp “Acıyorsam sana anam avradım olsun. Ama aşk olsun sana çocuk. AŞK olsun”diye fısıldayacak.

Müjgan Tekin

5 Mayıs 2010

Etiketler:

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar

Henüz Yorum Yok.

Yorum Yazın

(gerekli)

(gerekli)