‘Raman Petrol Kartalları’ Tüm Kitapçılarda
Sarsıcı bir öykü…
RAMAN Petrol Kartalları
Türkiye’nin ve Dünya’nın bugünlerini
etkileyen, yarınlarına yön verecek olan,
bir geçmiş zaman öyküsü.
Müjgan Tekin, İkinci romanı Raman Petrol Kartalları için Güncel Yayınevi ile anlaştı.
“Petrol savaşlarının günümüzde en şiddetli şekilde yaşanması, bu romanı önemli kılan asıl unsur. Kara altın uğruna dünyayı kan gölüne çevirip, kanla yeni haritalar çizmek, mazlum halkları sefalete sürüklemek, dünün mirasıydı. Bir damla petrol bin damla kandan iyidir sözünü Churchıl 1936 yılında İngiliz Avam kamarasında söylemişti. İşte şimdi hemen yanı başımızda binlerce insanın ölümüne neden olan, Afrika’da, Sudan’da, Ruanda’da insanların açlığından sorumlu petrol, bundan 70 yıl önce Türkiye’de de sahnedeydi. Ülkelerin neft için birbirine girdiği ilk yıllardı. Cevdet ve dostları, Mihayloviç ile Jean Pier eli kanlı politikacılara karşın insan kalınabileceğine ve tüm kin tohumlarına rağmen insan sevgisinin ne denli güçlü olabileceğine inanıyordu. 1935 yılında Amerika’nın buhran günleri sürüyordu. Cevdet, New York’ta petrol mühendisliği eğitimi almış, Amiral Chester’ın Petrol şirketinde çalışmaktaydı. Babasını Çanakkale Savaşı’nda kaybetmiş genç adam, New York’ta memlekete dönüş günlerinin hayali ile yaşıyordu. Amerika amansız bir komünist avına başlamıştı. Bu üç adam kâh New York’ta kâh Texas’da gözü Ortadoğu petrollerinde olan Amerikan şirketinde olmaktan büyük rahatsızlık duyuyordu. Genç Türkiye Cumhuriyetinden gelen haberle, kartallar Raman’a doğru kanat çırpmaya başladı.”
Güç, yıkılır; ama mutlak güç, mutlaka yıkılır.Lincoln
Güç, kimdiyse hakimiyet ondadır. Dünya oluşumunu tamamladığından beri yani hayvanların faşist güç kavgasından beri dünyanın gerçeği bu olmuş. Yirminci yüzyılda bu güç kavgası petrol, nam-ı diğer kara altın içindi. Bunun için savaşlar yaşandı, kanlar akıtıldı, haritalar değişti. Hala bu güç ve hakimiyet savaşı şiddetini artırarak devam ediyor ve devam edecek, haritalar da değişecek gibi.Yirmi birinci yüzyıla girerken Türkiye’nin etrafındaki ülkelerde haritalar değişti. Sebebi, yine “ güçlü olan hakim olur” güdüsü, yine kara altındı.
Anadolu’da bin dokuz yüz otuzlu yıllarda başlayan ancak sürekli engellenen petrol çalışmalarını kimler ve neden başarısız olmasını istiyordu? Bu güç savaşını kimler kazandı? Mustafa Kemalin görevlendirdiği biri Türk üç genç Amerika’dan Anadolu’ya geldiklerinde sadece zorlu iklim şartları ve yaklaşan ikinci dünya savaşıyla gelen yokluklarla mücadele etmediler. Evet, mücadeleleri zorluydu ancak onlar cesur kartal gibiydiler. Elbette onların da aşkları vardı ama aşkları inandıkları görevlerinin, kara altının gölgesinde kalacak mıydı?
Müjgan Tekin’i, yoğun araştırma gerektiren iddialı televizyon metinlerinden ve ilk romanı Çöldeki Balıklar’dan tanıyoruz. Petrol Kartalları romanı, Çöldeki Balıklar’da ilk işaretini veren ve genç kuşak romancılarımızda az rastlanan ‘gerçekçilik’ özellikleri taşıyor. Petrol Kartalları,“Romancılar, bugünün anlatıcılarıdır” sözünü değiştiren; geçmişimizle bugünümüzün hesabını yapan ve geleceği düşündürten bir roman. Çünkü yakın tarih için ‘Üçüncü Dünya Savaşı’nı dillendirenlere bugünden cevap veriyor, olası sebeplerini gösteriyor.
Belgin Sarmaşık
Özgür’ün Ölümü
Kocaeli Demokrat Gazetesi
Geçtiğimiz hafta yaşamını yitiren Özgür Aşan’ın arkadaşları ve ailesi, Özgür’ün ölümü ile ilgili ihmallerin olduğunu ortaya koyarak yetkililere 13 soru yönelttiler ve “Özgür neden öldü?” sorusuna cevap istediler
GEÇTİĞİMİZ hafta KOÜ Tıp Fakültesi’nde beyin ameliyatından çıktıktan sonra evine gönderilen ve yaşamını yitiren Özgür Aşan’ın arkadaşları ve ailesi dün KOÜ önünde bir basın açıklaması yaptı. Özgür’ü artık hiçbir şeyin geri getiremeyeceğini söyleyen ailesi ve arkadaşları, Özgür’ün ölümü ile ilgili kafalarında ve vicdanlarında asılı kalan soruların yanıtlanmasını istedi. Basın açıklamasından, Kocaeli Adliyesi’nde suç duyurusunda bulunmak isteyen Özgür’ün arkadaşlarını ve ailesinin jandarma tarafından isimleri alınmak üzere uzun süre bekletildi. Özgür’ün babası İsmail Aşan, hukuki mücadelesinin devam edeceğini belirtti.
ÖZGÜR’ÜN ÖLÜMÜNDE
İHMAL VAR
KOÜ önünde açıklama yapan Özgür Aşan’ın arkadaşı Soner Yıldırım, amaçlarının Özgür’ün ölümünün ardında, ihmal olduğu şüpheleri bırakan soruların yanıtını aramak olduğunu kaydetti. Yıldırım, Türkiye’de her geçen gün kötüye giden sağlık sisteminin Özgür’ün yaşamını yitirmesinde payı olup olmadığını öğrenmek istediklerini belirterek, “Özgür’ün hastalığının Devics hastalığı denilen, şiddetli ataklardan oluşan ciddi bir hastalık olduğunu biliyoruz. Başka ülkelerde de bu ve benzeri hastalıklara yakalanan kişilerin iyi bir tedavi ve bakımla yaşamlarını sürdürdüklerini de biliyoruz. Ancak Özgür bu hastalığa yakalandığı Aralık 2006 tarihinden yaşamını yitirdiği 20 Ekim 2008 tarihine kadar işleyen süreçte ihmaller olduğunu düşünüyoruz. Hasta hakları yükümlülüğü gereği bu ihmallerin olmadığının açığa çıkartılması için hukuki süreci başlatıyoruz” dedi.
AMELİYAT BAŞARILIYSA
NEDEN KAYBETTİK
Özgür’ün hastalandığı tarihten itibaren yaşamını yitirene kadar sağlık kuruluşlarında ve sağlığı ile ilgili gelişmeleri anlatan Yıldırım, yaşananlardan ortaya çıkan sonuç neticesinde Özgür’ün ölümü ile ilgili ihmaller olduğunu düşündüklerini kaydetti. Yıldırım ihmal sonucunu ortaya çıkan soruları şöyle sıraladı: “İlk rahatsızlandığında Gölcük Devlet Hastanesi niçin durumu ciddiye almıyor? Kum dökme gibi basit bir vaka ile zaman kaybettirilirken, doktorlar kum dökme, başağrısı, grip gibi hastalıklardan daha komplike hastalıklara teşhis koyma donanımlarının var olduğunu biliyoruz. Özgür KOÜ Tıp Fakültesi’nde yatak olmadığı için eve gönderiliyor ve iki ay boyunca neden evde yatak bekliyor? Özgür, en başta sokulması gereken hemodiyaliz ünitesindeki plazma felez, ölüm riski kapıya dayandığı zaman uygulanmaya başlanıyor? Özgür’ün ameliyatında önce neden doktoru Prof. Dr. Hüsnü Efendi ile görüşmediler? Özgür’ün ameliyatı başarılı geçtiyse neden bir hafta sonra kaybettik?”
ÖLÜM RAPORUNDA NEDEN
ÖLÜM NEDENİ YOK
Beyin ameliyatı geçiren bir kişinin nasıl 1.5 gün içinde evine gönderildiğini soran Yıldırım, “Özgür eve gönderilmesine rağmen çıkış işlemleri neden 23 Ekim Perşembe gününe bırakılıyor? Eve gönderilen arkadaşımızın annesinin hiçbir tıbbi bilgisi olmamasına rağmen morfin verilerek Özgür’e bunu uygulanması isteniyor? Ameliyattan sonra Özgür’den umut kesildiyse bu neden ailesine açıklanmıyor? Dünyanın tüm ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de hastanın evine götürülmesinde ya da hastanede kalmasına ailesi karar vermez mi? Doktorlarımızın görevi Özgür’ü bir dakika olsa dahi fazla yaşatmaksa, onları ziyaret ettiğimizde neden bize ‘hastanede kalsa bile 3-5 ay yaşardı’ demeleri ne kadar etik? Gölcük Devlet Hastanesi doktorları Özgür’e evde ilk müdahaleyi yaptıktan sonra, Fakülteyi arayıp ‘hastanızın kalbi durdu. Size getirelim mi?’ dediklerinde Fakülte neden “hayır” cevabı veriyor? Özgür’ün ölüm raporunda neden ölüm nedeni yazılmıyor” dedi. Açıklamadan sonra Özgür’ün arkadaşları ve babası, soruşturma açılması için Adliye’ye ve Tabipler Odası’na dilekçe verdiler.
Tıp Fakültesine Yanıt
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesinin yapmış olduğu açıklama Özgür Aşan’ın yakınlarının ve arkadaşlarının sorduğu sorulara yanıt vermemektedir. Özgür Aşan’ın ölümünde ihmal olup olmadığı konusunda ki karar, savcılığın ve Kocaeli Tabipler Birliğinin gerçekleştireceği soruşturmalar sonucunda ortaya çıkacaktır. Özgür Aşan’ın tüm raporlarında tanı değil ön tanı yazmaktadır.
Özgür’ün yakınları, Özgür’ün ölümü ile ilgili ihmaller olduğu şüphesi bırakan soruları şöyle sıralıyor.?
1-) Özgür, ilk rahatsızlandığı tarihte Gölcük Devlet Hastanesi niçin durumu ciddiye almıyor. Ve kum dökme gibi basit bir vaka ile zaman kaybettiriyor?
2-) Özgür, Kocaeli Devlet Hastanesinden sonra Tıp Fakültesine yollanıyor. Ön tanı orada konuluyor. Ve durumun çok ciddi olmasına rağmen yatak yok biz sizi sonra çağıracağız gerekçesi ile bir ay sonra eve gönderiliyor. Ve iki ay Özgür evde niçin yatak bekliyor?
3-) Niçin Özgür en başta sokulması gereken hemodiyaliz ünitesindeki plazma ferez, ölüm riski kapıya dayandığı zaman 17.07.2007 tarihinde uygulanmaya başlanıyor?
4-) Özgür’ün ameliyatından önce niçin, Özgürün doktoru Hüsnü Efendi ile irtibat haline geçilmiyor?
6-) Özgür’ün ameliyatı başarılı geçtiyse, Özgür’ü niçin bir hafta sonra kaybediyoruz?
7-) Beyin ameliyatı olmuş bir hasta nasıl oluyor da bir buçuk gün sonra eve yollanıyor?
8-) Özgür’ün eve yollanışı ile birlikte hiç bir tıbbi bilgisi olmayan annesine damar yoluyla uygulatılan bir ilacın verilmesi Tıbbi açıdan doğru mudur?
9-) Diyelim ki ameliyattan sonra Özgür’den umudu kestiler aileye bunu bildirmek zorunda değiller mi?
10-) Çok değerli doktorlarımızın görevi Özgür’ü bir dakika bile fazla yaşatmaksa, Özgür’ün ölümünden sonra kendilerini ziyaret ettiğimizde, Özgür hastanede kalsaydı da üç ay beş ay sonra ölecekti demek ne denli etik?
11-) Gölcük Devlet Hastanesi doktorları, Özgür’e evde ilk müdahaleyi yaptığı zaman, Fakülteyi arayıp hastanızın kalbi durdu size yollayalım mı dediklerinde, Fakülte niçin hayır cevabını veriyor?
12-) Özgür’ün ölüm raporunda niçin ölüm nedeni yazılı değil?
Kocaeli Tıp Fakültesinin bu sorulara verdiği açıklama aynen aşağıdadır.
Özgür Aşan konusunda açıklama
Özgür Aşan, ilk kez 13.01.2007 tarihinde her iki bacakta güçsüzlük ve yürüyememe yakınmaları ile İzmit Devlet Hastanesinden sevk edilmesi sonucu Tıp Fakültesi Nöroloji anabilim dalına yatırılarak tetkikleri sonucunda ‘myelit” tanısı konarak tedavisi yapılmış, hasta yaklaşık bir ay süreyle yatarak tedavi edilmiştir.
Hasta ikinci kez 13.07.2007 tarihinde daha önce bacaklarda olan güçsüzlük halinin kolları da etkilemesi ve kollarında güçsüzlük gelişmesi nedeniyle nöroloji kliniğine yatırıldı. Ancak solunum sıkıntısı nedeniyle yoğun bakım ünitesinde tedavisine devam edildi.
Ağustos ve Eylül 2007 tarihinde Fizik tedavi ünitesinde yatarak fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulandı.
Özgür Aşan, 06.03.2008 tarihinde solunum sıkıntısı ve kol ve bacaklarda güçsüzlük yakınması ile tekrar yatırıldı. Hastaya 6 kür plazma değişimi (plazmaferez) uygulandı. 27.07.2008-12.08.2008 tarihlerinde tekrar yatışı yapılarak, intravenöz immun globulin tedavisi uygulanmıştır.
Özgür Aşanın hastalığının tanısı ilk yatışından itibaren doğru olarak konmuştur ve hastalığının nasıl bir seyir izleyeceği bilinmektedir. Özgür Aşan’ın hastalığı Devic hastalığı (nöromyelitis Optika) olarak isimlendirilen medulla spinalis (omurilik) ve/veya optik (görme) sinirini etkileyen bir hastalıktır. Hastalarda omurilik tutuluşuna bağlı (transvers myelit) kol ve bacaklarda felç hali ve göz sinir tutuluşuna bağlı bulanık görme yakınmaları ataklar halinde tekrarlamaktadır. Tekrarlayan ataklardan sonra kalıcı felç durumu ve hastaların yatalak hale gelmesi hastalığın doğal beklenen sonucudur. Hastaya ilk yatışından itibaren gereken ve kısmen etkili olduğu kanıtlanmış ilaçların tümü uygulanmıştır. Hastamızın tedavisinin hiç bir aşamasında ihmal ve gecikme bulunmamaktadır. Özgür Aşan,defalarca yatarak tedavi gören, ilaç tedavileri, fizik tedavi ve rehabilitasyonu yapılan, tedavisinden sorumlu öğretim üyeleri, asistanlar ve sağlık personeli tarafından üst düzeyde özen gösterilen bir hasta olmuştur.
Son aşamada “beyinde akut sıvı birikimi” (hidrosefalus) nedeniyle operasyon uygulanmış, başarılı geçen operasyondan sonra, bu tür hastaları için uygun olan sürede taburcu edilmiştir.. Daha önce solunum bozukluğu nedeniyle yoğun bakım ünitesinde solunum cihazına bağlanarak izlene hastanın yeni elde edilen beyin görüntülerinde solunum merkezinin de etkilendiği görülmektedir. Bu nedenle hastanın muhtemel ölüm nedeni varolan hastalığına bağlı solunum durmasıdır
Özgür Aşan’ın hastalığı tıbbi olarak tedavisi sınırlı olsa da hastanemizde uygulan bütün tedaviler sırasında hastanın sosyal güvencesinden kaynaklanan bir aksama yaşanmamıştır. Bir hastanın kaybı yakınlarında olduğu gibi bizim için de üzüntü vericidir. iki yıla yakın bir süre defalarca yatırılarak özenle tedavisi yapılan ve iyileşmesi için yoğun bir çaba harcanan hastamızın kaybından duyulan üzüntünün yanı sıra, gerçekdışı suçlamalarla karşılaşmak hekimlerinde ve fakültemizde ayrı bir üzüntü ve hayal kırıklığı yaratmıştır.
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi bilimsel, insancıl,eşitlikçi ve hasta haklarına saygılı sağlık hizmeti anlayışı ile bölge halkına en yüksek düzeyde sağlık hizmeti sunmaya çalışmaktadır. Bu çabalarımızda başta basın olmak üzere bütün kesimlerin katkılarını beklerken sağlık çalışanlarının motivasyonunu olumsuz etkileyen yaklaşımlardan büyük üzüntü duymaktayız.
Durum kamuoyuna saygı ile duyurulur.
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi
Demokrasi, Özgürlük, Karmaşa
Türkiye bugünlerde bindi bir alamete gidiyor kıyamete. Bir yanda postallar öte yanda özgürlükler. Her iki taraf da birbirine karşı gün geçtikçe sertleşiyor. Telefon dinlemeler, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait ‘çok gizli’ ibareli dosyalar, kapatma davaları… Medya, ardı ardına son dakika haberleri giriyor. Bu hıza yetişmek neredeyse imkânsız. Darbe mi geliyor? Demokrasi mi bitiyor? Yoksa darbe ile demokrasi kol kola girmiş birlikte mi ilerliyor? Kafalar karışık. Dünya topyekûn bir buhrana doğru ilerlerken, Anadolu kendi sorunlarında kavruluyor. Sanki o görünmez güç, birden düğmeye basmış gibi. Yugoslavya’da, Gürcistan’da, Ukrayna’da, Kırgızistan’da, Özbekistan’da dolaşan hayalet sanki bu sıralar bizim memleketimizi mesken tutmuş gibi. Hatırlamakta ve hatırlatmakta yarar var.
Özbekistan mesela, turuncu imalatın nasıl işlediğini anlamak için iyi bir fotoğraf. 2002’de Amerika ile stratejik işbirliği anlaşması imzalıyorlar. Ekonomiden askeri konulara, insani yardımlaşmadan demokrasinin yaygınlaştırılmasına birçok konuda işbirliği yapacaklarını açılıyorlar. Velhasıl öyle de oluyor. Aradan çok değil iki yıl geçiyor. Birden batıdan ekonomistler, sivil toplumcular adeta Taşkent’i istila ediyordu. Özgürlük sloganları ile sokaklar dolup taşmaya başlıyordu. 2003’te Avrupa Kalkınma Bankası devreye giriyordu. Daha fazla özgür medya, daha fazla sivil toplum hareketi için Özbeklere bir yıl mühlet verdiklerini duyuruyorlardı. Freedom House yani ‘özgürlükler evi’ isimli kuruluş ülkelere özgürlük karneleri sunuyordu. Bütün dünyaya demokrasiyi yaymak onların göreviydi. Şöyle diyordu Freedom House sitesinde:
“Özgürlük kendi toplumlarını değiştirmek amacına odaklanmış, cesur kadın ve erkeklerin çabalarıyla yakalanabilir. Ama tarih göstermiştir ki demokratik haklar için mücadelede, bazı toplumlara dışarıdan gelecek müdahale ve destek şarttır. Toplumların değişmesine bu, büyük katkı sağlayacaktır. Freedom House bu mücadeleyi destekler, toplumların demokrasiye geçişlerine yardım eder. Ve önce özgür medyayı destekler”
Halklar kendi inisiyatifleriyle ayaklanamadıkları zaman, biz araya gireriz diyorlardı. Kimi yerde hükümetlerin darbe ile –Gürcistan’da olduğu gibi- başa geçmesi destekleniyor, kimi yerde de Sudan’da olduğu gibi, askerin gücünün azaltılması gerekliliği öne atılıyordu. İşleyiş genel hatlarıyla aynı da olsa ülkelerin yapısına göre ufak tefek değişikliklere uğruyordu.
Geçtiğimiz günlerde sosyal demokrat bir ekonomistin, Kemal Derviş’in, memlekete gelip açıklamalar yapması ise bir başka ülke Rusya’yı anımsattı. Dünyaya uygun görülen yeni modelde sözüm ona sol görüşlü liberaller ortaya çıkıyordu. Memleket dar boğaza düşüp, halk kıvranmaya başladığı zaman, önlerine bu ilginç formül sunuluyordu. Ekonomi ile özgürlük, kapalı kapılar ardında hükümetlerle görüşülüyordu.
Çok değil bundan on yıl önce Yeltsin’in seçim kampanyası için kolları sıvayan üç Amerikalı George Gorton, Dick Dresner ve Joe Shumate Rusya için yepyeni bir ekonomi ve özgürlük anlayışını haykırıyordu. Yeltsin’in rakibi Zuganov sosyal demokrasi teranesine inanmıyordu. Üç Amerikalı uzman ve medya hemen her gün şu sloganları yineliyordu:
“Zugonov’u seçmek demek, diktatör Stalin’i diriltmek demektir, Zuganov’a verilecek oylar, demokrasinin sonu, özgürlüklerin sonu olacaktır, iş sahibi olmak istiyorsanız oyunuzu Demokrat Yeltsin’e verin, Amerika’nın ve Avrupa’nın saygı duyduğu Başkan Yeltsin’i seçin”
Türkiye’de at izinin it izine karıştığı şu günlerde, bu örnekleri herkes bir kez daha hatırlamalı ve taraf olmaktan ziyade tarafların güç savaşında, kaybedilenin Anadolu toprakları olabileceğini unutmamalı.



